Türk El Dokumacılığı Halısı Kültürü ve
Tarihi
Altay’lar Asya Hunları
bölgesinde, beşinci Pazırık kurganında mumyalanmış at, eğer
takımı, at arabası ve keçelerle bir arada bulunan bir adet
halı, düğümlü dokuma örneği olarak şimdiye dek bulunabilmiş
ilk ve en erken örnek olma özelliğini halen korumaktadır.
Kazıyı yapan hafir Rus arkeologu Rudenko ve ona iştirak eden
bazı halı araştırmacılarının, bu halının İran kavimlerince
yapılarak Türk Hun Hakanlarına hediye gönderildiği yolundaki
iddialarının aksine; 5. Pazırık kurganındaki hafriyatın tümü
ele alındığında, ölülerin gömülme gelenekleri, ölü yanlarına
bırakılmış olan at, at arabası, keçe ve koşum takımları,
mezarda belirgin bir Türk Hun geleneğinin bulunduğunu
kanıtlamakta ve gerek Pazırık halısının, gerekse diğer mezar
buluntularının Türk Hun gelenekleri içinde ele alınmasını
zorunlu kılmaktadır.
Halının bordüründe yer alan süvarilerin
ve atların Türk gelenekleriyle desenleştirilmiş olması bu
görüşü desteklemektedir. Özellikle atların eğer örtüleri ve
kuyruklarının bağlanma şekilleri, Pazırık halısı ile
karşılaştırılan İran arkeolojik stellerindeki süvarilerde
bulunmayan Türk Hun geleneklerindendir. Elde mevcut başka
bir örnek bulunabilmiş olmadığından, şimdilik tarihi Türk el
halılarını Pazırık halısından başlayarak bir kronoloji
içinde değerlendirebilmek mümkün olmaktadır.
Erken dönemlerde düğümlü dokuma parçaları konusunda yapılan
araştırmalarda bu dönemleri aydınlatacak oranda yeterli
parça bulunabilmiş değildir. Ancak 1906 ile 1908 yıllarında
Doğu Türkistan’da, Lou-Lan’da bir düğümlü dokuma parçası ile
Lop-nor’daki bir Buda tapınağında ikinci bir düğümlü dokuma
parçası bulunmak suretiyle konu bir ölçüde aydınlanmıştır.
M.S. 3. ve 4. yüzyıllara tarihlendirilen bu halı parçaları,
ilk ve en erken örnekler olarak halının Türkmenistan
coğrafyasında tanındığı ve uygulandığı görüşünü
desteklemiştir. 1913’de Turfan kazıları sırasında, Kuça’ya
yakın Kızıl’da bir tapınakta bir parça halı daha bulunmuş,
M.S. 5. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilen bu parçanın tek
argaca düğümlü teknik yapısı ve desen özellikleri ile 3. ve
4. yüzyıllara tarihlendirilen Doğu Türkistan parçaları ile
aynı özellikte olduğu ve bir geleneğin devamı olduğu
görüşünü büyük oranda doğrulamıştır.
M.Ö. 3. yüzyıldan başlayan düğümlü dokuma örneği ile Doğu
Türkistan’da bulunmuş olan ve M.S. 3. ve 6. yüzyıllara
tarihlendirilen halı örnekleri; düğümlü dokumaların
vatanının 35 ile 45 derece Kuzey enlemleri arasındaki Orta
Asya stepleri olduğunu belgelemektedir. Başka bir Rus
arkeoloğu Khlopin, düğümlü dokumaların ilk kez Güneybatı
Türkistan’da M.Ö. 2000 yılından itibaren dokunmaya başlanmış
olmasının mümkün olduğunu söylemektedir. Düğümlü dokuma
dediğimiz halıların ilk kez kimler tarafından bulunduğu ve
uygulandığı çok önemli olmamakla birlikte; bu geleneğin
Türklerin yaşadığı bölgelerde ortaya çıkmış olması ve
onların batıya doğru göçleriyle birlikte de batıya
getirildiği görüşü birçok halı araştırmacısının üzerinde
birleştiği önemli bir olgudur.
1935 -1936 yıllarında Kahire yakınlarındaki eski Kahire
şehri Fustat’da yapılan kazılarda, 100’ün üzerinde küçük
halı parçası bulunmuştur. Bu parçalardan iki adedi M.S. 9.
yüzyıla Abbasi dönemine tarihlendirilen ve literatüre
Samarra halıları olarak geçen halılardır. Abbasi döneminde
Türk muhafız birlikleri için kurulmuş Samarra adlı bölgede,
miladi 838-883 tarihleri arasında, İbn-i Yakut’a göre 25.000
Türk askeri, ailesiyle birlikte yaklaşık 70.000 Türkmen
yaşamaktaydı. Doğu Türkistan
Lou-Lan ve Kızıl halılarının teknik özelliği ve desen
yapısındaki bu parçalara bu yüzden araştırmacılar Samarra
halıları adını vererek Türklerin bu geleneği batıya getirmiş
olduklarını belgelemiş oldular. Düğümlü dokuma yaygılar,
Bağdat yakınlarındaki Samarra’ya, Batı Türkistan’dan gelerek
bu bölgeye yerleşmiş bulunan Türkmen boyları tarafından
getirilmiş olmalıydı.
Türk halılarının tarihi ile ilgili olarak, kesintisiz ve
düzenli kronoloji; 13. yüzyıl Anadolu Selçuklu devrinde,
Konya Alaaddin camisi için yapılmış olan sekiz adet Selçuklu
halısının bulunması ile başlamıştır diyebiliriz. 13. yüzyıla
tarihlendirilen ve Anadolu’da Türkmenlerle başlamış olan bu
kesintisiz tarihçe, Türkmen boy ve oymaklarının düz ve
düğümlü dokumalar konusunda dünyanın en güzel örneklerini
verdiklerini kanıtlamaktadır.
Konya Alaaddin Camii’nde bulunan sekiz adet Selçuklu
halısına ilave olarak 1930 yılında Beyşehir Eşrefoğlu
Camisi’nde bulunan üç adet Selçuklu halısı daha eklenerek 11
adet ender bulunur Anadolu Selçuklu dönemi Türk Halıları
koleksiyonu oluşmuş bulunmaktadır. Bu halılar, Türk Halı
Sanatı’nda 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan uzun bir
zaman diliminde, sayısız güzellikte örnekler veren Anadolu
Türkmen dokuyucusunun geleneksel düğümlü dokuma kültürü
zincirinin ilk ve en önemli halkasını teşkil etmeleri
açısından önemlidir. Bugün dünyanın en zengin halı ve kilim
koleksiyonuna sahip İstanbul Türk ve İslam Eserleri
Müzesi’nin teşhirinde yer alan, Konya Alaaddin Camii ve
Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nde bulunmuş olan 13. yüzyıl
Anadolu Selçuklu Dönemi halıları; gerek teknik
konstrüksiyonu gerek doğal boyar maddelerle yapılan renkleri
ve gerekse ilginç Türk motif yapısıyla, düğümlü dokuma
kültürünün tartışmasız en güzel örnekleridir.
Son zamanlarda bu dönem halılarıyla ilgili olarak ortaya
çıkmış olan dört parça halı; sürpriz nitelikleriyle halı
araştırmacılığında yeni değerlendirmelerin de odağı
olmuştur. Karbon 14 metoduyla yapılan kimyasal analizler bu
halıların 1190 - 1200 yıllarında dokunduğunu
belgelemektedir. Tibet’te onarım yapılmakta olan bir
manastır çevresindeki kazılarda bulunan ve bugün Avrupa’da
çok önemli koleksiyonerler eline geçmiş bulunan bu dört
parça halının; 13. yüzyılda Anadolu’da Türkmenler tarafından
dokunarak, Tibet’e gönderildiği yönünde genel bir kanaat
oluşmuş bulunmaktadır. Halılarda yer alan kuvvetlice
üsluplaşmış hayvan figürleri 14. Yüzyıl hayvan figürlü
Anadolu Türk halılarının da ilk örnekleri olma
nitelikleriyle çok önemli belgelerdir.
Halıdaki teknik dokumadan kaynaklanan zorunluluk ve Türk
tasvir anlayışı nedeniyle biçimsel bir şekilde
üsluplaştırılmış bitkisel motiflerin ve Türk süsleme
sanatlarında en güzel örneklerini vermiş bulunan kufi yazı
ve bu yazıdan geliştirilen kufi benzeri motiflerin, halı
zemininde kullanılması Selçuklu devri 13. yüzyıl Türk
halılarının en belirgin özelliğidir.
Halı desenlerindeki üsluplaştırılmış ve sonsuzluk prensibi
ile ebedileştirilmiş desen raporlu bu karakteristik yapı,
14.-15. yüzyıllarda yerini dekoratif ve stilize edilmiş
hayvan figürlerinin kullanıldığı bir yeniliğe bırakmıştır.
Bu yüzden 14. ve 15. yüzyıl Anadolu halıcılığına,
literatürlerde Hayvan figürlü Anadolu Türk El Halıları
Dönemi ismi verilmiştir. Avrupalı ressam Sano Di Pietro’nun
‘Meryem’in Nişanlanması’ tablosunda yerde serili olarak
resmedilmiş hayvan figürlü bir halı, Lippo Memmi’nin 1350’de
yaptığı tablodaki hayvan figürlü halı resmi ile Carlo
Crivelli’nin 1350’lerde yaptığı karnaval sahneli tabloda
balkondan sarkıtılan ve yıldız madalyon içinde stilize
hayvan figürlerinin yer aldığı bir halı, Anadolu hayvan
figürlü halıların 14.-15. yüzyıla tarihlendirilmesinin
kaynağı olmuştur.
Anadolu Türk Kültürü’nde stilize edilmiş ve dekoratif
formatta biraz da biçimselleştirilmiş hayvan figürleri,
diğer kültürlerdeki hayvan figürlerinden hem anlam hem de
figüratif özellikleriyle farklı incelenirler. Özellikle 14.
yüzyıl Anadolu Türkmen yerleşimlerinde sufi kültürün
etkileri hayvan hikayelerindeki benzetmelerle insan
eğitimine yönelik karşılaştırmaların yapıldığı dönemdir.
Halılardaki ejder ve zürüt-ü anka kavgaları, ejder
betimlemeli insan nefsinin zümrüt-ü anka gibi özgür bir
cennet kuşuna varmak için verdiği iç mücadele şeklinde
değerlendirilmektedir.
Bu safhada Türk kültüründe halının sadece bir yaygı olmanın
ötesinde çok daha derin mitolojik ve sembolik anlamların
yüklü olduğu stilize edilmiş biçimler ve renkler dünyası
olduğunu belirlemekte fayda bulunmaktadır. Doğu
Türkistan’dan Anadolu’ya dek büyük bir haritada yaşama
şansına sahip olmuş Türkmen boy ya da oymaklarının çok doğal
yaşam biçimi, dokuma yaygılarında hayat bulmuş; bu bir
anlamda kendini ifade etme biçimi, oymaklar arasındaki tatlı
nüanslarla farklı motif ve renk dünyasını günümüze
ulaştırmıştır. Türkmen dokuyucusu, sosyal mevkisi veya
geleneğini, taşıdığı oymağın im ya da formunu, çevresinden
aldığı ve güzel gördüğü her bir objeyi doğal boyalarla
renklendirerek sembolize etmiş, sadeleştirmiş ve tanık
olduğu olaylarla birlikte yoğurarak halısına nakşetmiştir.
Türk Halı ve kilimlerinde karakterize olmuş motifler ve
renkler, daha doğru tanımlaması ile yanışlar, onu dokuyan
insanın ve çevresinin bir anlatım aracı, bir mektubu
gibidir. Türkmen yaylaları yanışlarla konuşur, renklerle
anlaşırlar.
Anadolu halılarında motifler anlamlı ve geleneksel bir
üslupla sembolize edilmiştir. Anadolu kadını kendisini veya
çevresini, sevincini veya acısını, anılarını veya
hayallerini sembolik değerler vererek halısına aktarmıştır.
Yaygılardaki yanışlar, onun tasarladığı veya aktarmayı
düşündüğü olayın veya nesnenin sembolik karşılıklarıdır.
Anadolu halılarının bir önemli diğer özelliği bu hikayenin
veya öykünün, halı ve kilimlerdeki stilizasyonudur. Objelere
yüklenmiş sembolik anlatımlar halı ve kilimlerde bir de
stilize edilerek uygulanırlar. Dokuma tekniğinden gelen
kolaylıklarla da formlar gerçeğinin sadece hatırlanması
istenircesine stilize edilirler. Böylece anlatılacak herşey
halı ve kilimde hem vardır, hem gizlidir, hem anlayanın
dilindedir.
İstanbul Vakıflar Halı Müzesi teşhirinde yer alan hayvan
tasvirli halı, 15. yüzyıl hayvan figürlü Anadolu halılarının
Türkiye müzelerindeki en erken ve en güzel örneklerindendir.
Avrupa müzelerindeki en kıymetli Anadolu erken dönem
hayvanlı halısı ise Marby Köyü Kilisesi’nde bulunarak müzede
koruma altına alınan ve bu yüzden adına Marby Halısı da
denilen Anadolu Türkmen dokuması hayvanlı halıdır. Ressam
tablolarında görülen bu halıların örnekleri, Avrupa ve
Türkiye koleksiyonlarında ortaya çıkmaya başladıkça, bu
dönemde çok sayıda ve çok güzel halıların dokunmuş olduğu
belgelenmiştir. Ressam tablolarında, resmini yaptıran
soyluların dekorda mutlaka bu özel tür seccadeler, “Ressam
Bellini tablolarında görülen Türk halıları” tanımlaması
yerine, literatüre ‘Bellini halıları’ grubu olarak geçmiş
bulunmaktadır. 15. yüzyıl Anadolu geleneksel seccade
halılarının bu güzel yapısı, 16. yüzyılda karşımıza çıkacak
olan küçük şemseli Uşak halılarının da habercileri gibidir.
Alman ressam Hans Holbein’in 1530-1550 yılları arasında
yaptığı birçok tabloda, Flaman ressam Lorenzo Lotto’nun
1500’lerin ilk çeyreğinde yaptığı birçok tabloda, Avrupa
asilzadelerinin portre resimleri içine fon olarak bir
Anadolu Türk halısını resmettirdiği dikkati çekmektedir. Bu
yüzden, bu ressamların tablolarında görülen desen
geleneklerinden ötürü, 16. yüzyıla ait Anadolu halılarının
bir kısmı ‘Holbein Halıları’ diğer bir kısmı da ‘Lotto
Halıları’ grubu olarak adlandırılmış bulunmaktadır.
Holbein tablolarında görülen sarmal düzendeki rozet
madalyonların yer aldığı rapor desenli halılar, Batı Anadolu
Türkmen halılarının çok önemli bir dönem klasiğidir. Daha
çok Bergama ve çevresiyle Uşak atölyelerinde de dokunmuş
örnekleri bulunan bu halılar, erken örnekleri daha çok köy
el tezgahlarından çıkmış halılar olmasının yanı sıra, 16.
yüzyıl ve sonralarında Uşak şehir tezgahlarında dokunmuş
örnekleri de çok yaygın olarak görülen bir tarzdır. Zeminde
düzenli sıralı veya diyagonal yerleştirilmiş madalyonların
yanı sıra ortada büyükçe bir madalyon ve etrafında küçük
madalyonların bulunduğu halılar, Bergama ve çevresi
dokumalarının yaygın bilinen bir karakteristiği olmuştur. Bu
yüzden halı araştırmacıları arasında dört ayrı tipte
incelenen Holbein grubu Türkmen dokuması halısı
bulunmaktadır.
Lotto tablolarında görülen Türk halıları ise daha çok
Selçuklu rumi geçmelerin iç içe sarmal kullanıldığı ayrı bir
Türkmen desenini yansıtmaktadır. Daha çok toprak grubu açık
renk tonların, özellikle antik tütün sarısının kullanıldığı
bu halılar, Uşak çevresi dokuma kültürü içinde
değerlendirebileceğimiz halılardır. Sonraki dönemlerde bu
desendeki birçok halıda Avrupalı ailelerin nişanlarının
bulunması, bu desen yapısında bir çok halının Avrupa’dan
sipariş verilerek Anadolu’da dokunduğunu belgelemektedir.
Erken devir Türk halılarının incelenmesinde, tarihi
kronoloji dönemin ressamlarınca yapılan tablolarda yer alan
halılarla bu halıların bire bir aynılarının çeşitli
koleksiyonlarda ortaya çıkışıyla doğrudan ilgilidir. Ancak
Avrupalı halı araştırmacıları Anadolu Türkmen kadınınca
dokunarak Avrupalı kiliselere, manastırlara veya
asilzadelere gönderilen bu halıları, ressam isimleriyle
doğrudan ilişkilendirince Anadolu Türk halılarının
etiketlendirilmesinde yanlış olmayan ancak yanlış anlaşılan
bir kavram karmaşası ortaya çıkmaktadır. Ressam
tablolarındaki Türk halıları, bir dönem içinde o kadar
yaygındır ki, karnavallarla ilgili sahnelerin yer aldığı
bazı tablolara bakıldığında, sarayların balkonlarından bu
Anadolu halılarının sarkıtılarak, saray içindeki prestijin
giderek abartılı bir gösteri halinde dışarıya da
yansıtıldığı rahatlıkla izlenmektedir. Özellikle Crivelli
tablosundaki bu sahneler gösteriyor ki 14. yüzyıldan
itibaren birçok Avrupalı asilzade veya zengin kiliseler,
zenginliklerini Anadolu’dan getirttirdikleri bu Türkmen
halıları ile belirliyor ve resmettirdikleri tablolara bu
halılarıyla birlikte pozlar vererek prestijlerini gösteri
haline getiriyorlardı.
16. yüzyılda Anadolu’da, özellikle Batı Anadolu’da, yapılan
Holbein veya Lotto tablolarındaki bu halılar; Anadolu’da
geleneksel köy el tezgahlarının yanı sıra atölye tipi
siparişlerin karşılanabildiği halıcılığın da başlangıç
dönemi olmuştur denilebilir. Geleneksel ve köy el
tezgahlarında, irticalen dokunan Türkmen halılarının yanı
sıra; bu dönemde yapılan bu halılar ile atölye tipi sipariş
dokuma halıcılığın ilk numuneleri verilmiş ve Türk
geleneksel halıcılığının yapısal değişiminin ilk habercileri
olmuşlardır.
16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ‘Osmanlı Klasik
Devri’ diye belirlenmiş olan Türk halıları dönemine girilmiş
olur. Bu devir, geleneksel Türkmen yorumu ve tasarımına
yansımış halıcılığımızdan farklı olarak; artık
nakkaşhanelerin geleneksel tasarıma müdahalesi ve katkısı
ile çözgüye aktarılan bir anlayışın, atölye şartlarında ve
daha kontrollü olarak uygulanmış örnekleri ile karşımıza
çıkmış olması farkıdır. Batı Anadolu’da, özellikle Uşak
çevresinde kurulmuş olan ve büyük bir kısmı saraya bağlı
siparişleri karşılayan ve fermanlarla iş akış düzenleri
sağlanan atölyelerde bu devir nakkaşlarının tasarımları
halılarımıza uygulanmış ve Madalyonlu Uşak, Yıldızlı Uşak ve
Kuşlu Uşak diye bilinen halılarımız bu devirde en güzel
örnekleriyle dokunmuşlardır.